‘Acil’e kalp krizi için başvuran 2 kişiden 1’i panik atak!

İSTANBUL (İGFA) – Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü, Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, panik atak konusunu değerlendirdi.

Panik atağın panik bozukluğu diye tanımlanmış, sınıflandırma kitaplarına girmiş bir hastalıkla onun içindeki ataklara verilmiş isim olduğunu kaydeden Prof. Dr. Tarhan, “Panik atak, çarpıntı, terleme, titreme, nefes darlığı, boğuluyor gibi olma, göğsünde ağrı, sıkışma gibi fizyolojik ve zihinsel belirtilerle karakterize bir hastalık tanımı içerisinde geçiyor. Kişi aynı anda aklını kaybedecek gibi hissediyor, ölüm korkusu var. Arabayla hızla giderken direksiyon hakimiyeti kaybedince ne hisseder insan? Bir an ‘takla atacağım, öleceğim’ diye dehşete kapılır. Panik bozukluğu olan kişiler panik atak esnasında böyle bir duygu hissediyorlar. Kontrolü kaybetme duygusu.” dedi.

VAKALARIN YÜZDE 57’Sİ PANİK BOZUKLUĞU

Beklenmedik bir şekilde bu atakların gelmesine panik bozukluğu dendiğini ifade eden Prof. Dr. Tarhan, şöyle devam etti:

“Şimdi bir insan bir şeye üzülür, stres olur, arkasından çarpıntı heyecan olur. Bu panik atak değil. Bunun sebebi belli. Panik atak bozukluğunda beklenmeyen bir şekilde, nedensellik bağı olmadan uykuda bile olur ve panik atakla uyanır kişi. Doktorlar buna ‘panik atak’ der. Bu kişi uyanır ve o anda sebebini de açıklayamadığı için, ‘Niye durup dururken bu’ diye… Kalbinde çarptı, terleme, titreme, ölüyor gibi, aklını kaybediyor gibi bir his olduğu, belirsiz olduğu için daha kötü hisseder kendini. Ve acil servise başvurur.

Acil servise ’Kalp krizi geçiriyorum’ diye başvurup da anjiyo yapılan vakaların yüzde 57’si panik bozukluğu, sağlam çıkıyor. Yüzde 57 çok yüksek bir sayı. Gereksiz tetkik yaptırıyorlar. Tıbbi harcamaları çok etkileyen bir şey. Panik bozukluğu olan kişilerde, sağlık endişesi yüksek oluyor. Hastalıklı ilgili konulara devamlı ilgisi var. Bir yeri uyuşsa sağlık kuruluşuna gidiyor. Beklenti anksiyetesi oluyor. Kişi devamlı ataklar dehşetli bir felaket duygusu uyandırdığı için, atağı geçireceğim diye, kaçınmaya, korkmaya başlıyor.”

Ataklar her ortamda olabildiği için kişilerin tek başına dışarı çıkamamaya başladığını, banyoya tek başına giremediğini, hatta atak geçireceğim diye, evde emekleyerek yürüyenlerin bile olduğunu anlatan Prof. Dr. Tarhan, “Yürüyemiyor, dışarı yalnız çıkamıyor, eşi işe gittiği zaman annesinin yanına gidenler var. Bir de agora fobilik panik ataklar var, açık alan korkusu. Vapura, otobüse binemiyor, tünele giremiyor, seyahat yapamıyor. Bunlar hayatını çok ciddi etkiliyor. Kişi hayatın birçok fonksiyonlarından kaçıyor. Zeki Müren’i biliyorsunuz. O zamanlar çok konuşulmadı ama daha sonradan anlaşılıyor, o da panik atak nedeniyle insan içine çıkmak istemiyor. Ve Bodrum’a kapanıyor. Kalp krizi geçireceğim diye, o duygunun dehşetini yaşıyor. O zamanlar bu teşhisler çok fazla bilinmiyordu. Konuşuluyordu ama çok yaygınlaşmamıştı. Ve sonrasında bir sahneye çıkıyor, arkasından atak geçiriyor.” diye konuştu.

Korkulan durumların beyine bir etkisinin olduğunu, kişinin yanlış inanışları ve yaşadığı aşırı zorlamalar nedeniyle beynin onunla ilgili pozisyon aldığını ve onunla ilgili bağlantılar kurarak benzer tepkiler vermeye başladığını kaydeden Prof. Dr. Tarhan, “Bazı ileri durumlarda kendi panik atağımızı kendimiz davet ediyoruz. Kısır döngüye giriyor. Kişi düşündükçe artıyor, arttıkça daha çok düşünüyor.” dedi.

Çocuklarda panik atak olmaz

Çocuklarda panik atak konusuna da değinen Prof. Dr. Tarhan, “Çocuklarda panik atak olmaz. Panik atak için belli bir zihinsel seviye gerekiyor. Araştırmak gerekir fakat çocuklarla ilgili benim hatırladığım tanı kitaplarına girmiş çocuk panik atağı yok. Ama çocukluktaki kaygı bozuklukları var. Böyle durumlarda bir risk grubuna giriyor. Bu nedenle kişinin sağlığını değerlendirme, yorumlama hatalarıyla ilgilidir. Biz tedavide düşünce alışkanlıklarını değiştirmeye çalışıyoruz. Semptomu felaketleştiriyor bu kişiler. Genellikle entelektüel seviyesi yüksek kişiler oluyor.” dedi.

TARHAN: “ERGENLİK ÇAĞINDA PANİK ATAK OLUYOR.”

Çocuklardaki kaygı bozukluğu hakkında da bilgi veren Prof. Dr. Tarhan, “Yaş grubuna göre yaşıyorlar. 0-6 yaş arasındaki kaygı bozukluğu genellikle anne… Çocuk sabah kalktığı zaman annenin yüzüne bakar, o günün iyi geçip geçmeyeceğini annesinin yüzünden anlar. Annesi rahatlatıcı, güven verici, bağ kurabilen bir anneyse çocuk o gün iyi geçecek diye bakar. Deprem olsa hiç televizyona bakmaz, çocuk ne yapar? Anneye bakar, babaya bakar. Ergenlik çağında panik atak oluyor tabii… Özellikle 15 yaş yukarısı erişkinlerle eşdeğerdir. C tipi kişiler dediğimiz, bağımlı kişilerdir. Hep başkasından onay bekleyen kişilerdir. Kendi inisiyatif alamayan, karar veremeyen kişilerdir. Sosyal kaygıları vardır, ergenlerde de bu çok yaygın oluyor. Böyle özgüveni düşük olarak adlandırılan, sessiz hani ağzındaki lokmayı alıyorlar derler ya… Hep içine atıyorlar. Girişimci değil, atak değil, özgüvenli değil. Böyle kişiler devamlı birisine endeksli yaşamak isterler. Eğer bağımlılık ihtiyacını tatmin edemezse panik atak, kaygı bozukluğu ve çeşitli sağlık endişesi de varsa panik atak ortaya çıkabilir.” diye bilgi verdi.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir